Beyaz Perdenin Bilinçaltına Yolculuk
Sinema ve psikanalizin gelişimi aynı döneme denk gelir. Dolayısıyla her ikisi de çağlarına özgü ortak eğilimler gösterir. Modern çağın en çok tartışılan kavramı, özne, hem sinemanın hem de psikanalizin en temel problemlerinden biridir. Aynı çağın bu iki çocuğu hem doğdukları çağın kavramlarıyla kuşatılmış hem de aynı kavramları mesele edinmeleri dolayısıyla birbirlerinin sınırlarına girmekte, müdahale etmekte ve yardımcı olmaya çalışmaktadır. Özellikle psikanaliz, sinemayı anlamada ve de sinema üzerinden çağı anlamada önemli bir yöntem olarak kullanılmıştır.
Sanat eleştirisinde uygulanan psikanalitik yöntem Freud’dan bu yana kullanılagelmiştir. Freud, tarihe mâl olmuş bir çok sanatçıyı, eserlerini inceleyerek psikanalize tabi tutmuştur. Freud yaptığı uygulamalarda sanatçıların eserlerini bir hastanın anlatımları olarak ele almakta ve bu kapsamda yorumlarda bulunmaktadır. Bu yönelim psikanalizi sanat üzerinde, psikanalistin hastası üzerine eğilmesi gibi eğilmiştir. Ancak sanat bu uygulamalarda psikanalize konu olan sanat yapıtı değil, sanatçının kendisi olmuştur.
Sanata uygulanan psikanaliz Lacan’a gelindiğinde farklı bir boyut kazanır. Lacan psikanaliz yöntemi farklı bir mecraya taşır. Lacan’dan önce psikanaliz sanatçıyı konu almakta ve sanat eserini, sanatçının analizinde bir araç olarak kullanmaktaydı. Lacan ise dikkatleri sanatçıdan sanat eserinin kendisine ve malzemesine çeker. Lacan, sanat eserinin kendine özgü simgesel biri dili olduğunu dolayısıyla sanat eserine yaklaşırken bu dilin kullanılması gerektiğini savunur.
Sinemayı anlamada bir yöntem olarak kullanılan psikanaliz ise filme yaklaşırken filmin sadece görünen ve ifade edilen yüzünün yanında dile gelmeyen/ifade edilmeyen ya da edilemeyen bilinçaltı süreçleri de anlamaya çalışır. Psikanaliz yöntemi sadece yönetmenin iç dünyasını değil aynı zamanda filmde kullanılan malzeme ve karakterleri de psikanalitik birer veri olarak değerlendirir. Filmde kullanılan malzeme ve karakterlerin bireysel ve toplumsal bilinçaltında neye tekabül ettiğini ve ne ifade ettiğini açıklamak da psikanalitik yöntemin amaçları arasındadır.
Psikanaliz yöntemde sinema rüyalara benzetilmiş rüyalara uygulanan okuma biçimi filmlere de uygulanmış ve aynı şekilde anlaşılmaya çalışılmıştır. Freud, rüyaların kendine özgü bir mantığı ve anlam dünyası olduğunu ifade etmiştir. Filmlere psikanaliz uygulayan eleştirmenler de rüyalarda olduğu gibi sinemanın da kendine özgü bir mantığı ve anlam dünyası olduğunu kabul etmiş ve yorumlarını bu kabul üzerinden geliştirmiştir. Psikanalist, hastasının nevrozunun altında yatan sebepleri rüyalardaki simgeselleştirmeler ve bu simgeselleştirmelerin belirli bir akış içinde sunulmasını sağlayan sürecin çözümlenmesi sonucunda ortaya çıkarmaktadır. Bu süreçte yer alan kodların çözümlenmesi sonucunda rüyanın bastırılmış içeriğine ulaşılmaya çalışılmaktadır. Psikanalitik yöntemi kullanan film eleştirmenleri ise aynı yöntemi kullanarak filmi ele alır. Eleştirmen, yönetmenin filmde kullandığı simgelerin üzerine giderek filmdeki bastırılmış içeriğe ulaşmaya çalışır.
Sinema eleştirisinde psikanalize örnek olarak Burak Bakır’ın Sinema ve Psikanaliz adlı eseri gösterilebilir. Bakır, kitabında bir yandan sanat ve sinemada psikanalitik eleştirinin tarihine ve arka planına el atarken diğer taraftan psikanalitik eleştiriyi kimi filmlere uygulamaya çalışıyor. Bakır’ın incelediği filmlerden biri Hitchkok’un ‘Kuşlar’ adlı filmi. Bakır’ın Kuşlar üzerine yaptığı psikanalitik okumadan örnek bir bölümünü ele alarak bütün sinemada psikanalitik eleştiriyi daha iyi analayabiliriz.
“Film San Francisco’da Cuma günü, öğlen saat 14:43’te başlar ve Melanie meydandan yürüyerek geçerek bir kuşçu dükkanına doğru yönelir, içeriye girmeden önce kafasını kaldırıp yukarıya doğru bakar ve bir sürü kuşun gökyüzünde uçmakta olduğunu görür, umursamaz ve dükkana girer. “Niyeti” sadece teyzesine bir şaka yapmak için papağan satın almaktır, ancak sipariş henüz gelmediği için beklemeye koyulur ve bu arada dükkana Mitch gelir. Satıcı kadın içeriye geçtiğinden tezgahın yanında duran Melanie’ye yaklaşır ve muhabbet kuşu (Love Birds) bulunup bulunmadığını sorar. Melanie kendinden emin ve ukala bir tavırla gidip eline bir kuş alır (kanarya) ancak onu elinden kaçırır. Kuş bir süre uçar ve tezgahın üzerine konar, Mitch şapkasını üstüne kapatır ve şöyle der: “Kafesine geri dönüyorsun Melanie Daniels”, bu tam anlamıyla yapılmış bir çağrıdır; buradan sonra ilk niyeti unutan Melanie Mitch’in peşinde düşer. Daha buradan üç noktayı sezinlemek mümkündür ki, bunlar filmin sonunda anlamlarına kavuşur. Melanie filmin gerçek öznesidir ancak belirli bir eylem içerisinde kurulması gerekir; bu eylem Öteki’deki eksiği kapatmak, Mitch’in babanın yerini almasını sağlamaktır; Melanie özne olur ve her özne simgesel evrene Gerçek tarafından verilmiş bir cevaptır, kuşkusuz gerçek olan kuşlardır.
Bodega koyu içerisindeki ilişkiler içerisinde, öncelikle Mitch’in Annie ile olan başarısızlıkla sonuçlanmış bir ilişki sezdirilir (yani eksikliğin boyutları), daha sonra ise kuşların saldırısı ile Melanie Mitch ile ilişkiye yönlendirilir. Burada önemli bir noktayı ise Mitch’in annesi ile olan ilişkisi belirlemektedir. Klasik bir psikanalitik yorum, muhtemelen anne ile oğul arasında bir ensestin izlerini arayacaksa da, gösterilen durum daha farklıdır. Anne oğlunu kaybetmekten korkmaktadır, korkusu yine kuşlara aittir ama bu kez martılara ya da kargalara (veya diğer türlere değil de) muhabbet kuşlarına duyulan korku. Film boyunca sürekli dışarıda tutulan bir unsur olarak muhabbet kuşları, öyküyü başlatan ilk unsurdur; eğer Mitch, Cuma öğleden sonra kardeşine kuşları almak için dükkana gelmeseydi elbette bu film olmayacaktı. Muhabbet kuşlarını MacGuffin olarak görmek mümkündür, onlar arzu nesnesini cisimleşmiş halleridir, kafesin içindeki bu aşk kuşlarının konumu ile eve yapılan kuş saldırısı sonunda evin her tarafını kapatmak suretiyle orayı bir kafese döndürmek arasındaki paralellik açıktır. Ve annenin korkusunun temelleri burada yatmaktadır, bir muhabbet kuşu olarak oğlunu baştan çıkaracak kadından (Melanie ve daha öncesindeki Annie) korkmaktadır. Böylesi bir üçlü ilişki bağlamında bakıldığında Kuşlar Melanie’nin fantezisinin içinde yer alan unsurdur, Anne korkusunu ancak Gerçek’ten gerçekliğe kaçmak suretiyle savuşturabilir ve ancak böylesi bir fantezi sayesinde Mitch bir oğuldan babaya dönüşebilir. Anne, kız kardeş ve müstakbel eş evin içerisinde köşeye sıkışmış atıl konumda dururken tek aktif kişi, evini koruyan Mitch olur."
Kitabı şu an okumaktayım ve bu kitapla ilgili internette sadece sizin yazınızı gördüm.. Teşekkürler..
03.10.2010 03:59