Dünyaca ünlü sanat eleştirmeni ve düşünür Arthur C. Danto sanatın bittiğini ilan ettiği görüşlerinin toplandığı "Sanatın Sonundan Sonra" adlı yapıtında, sanatın sonunu getiren çıkmaz sokağa bir mum ışığını koyarak sanatçıya yol gösteriyor. Sanata yönelik eleştirileriyle tanınan Danto, "Sanatın Sonundan Sonra"da bu görüşünü ilk kez eksiksiz olarak ortaya koyarak, sanatı yeniden tanımlıyor.
Danto'ya göre sanatın sonu gelmiş ve Sanatın Sonundan Sonrası diye bir dönem başlıyor. Bunun en açık emarelerinden biri ise modernitenin, çağdaş sanata karşı olan tavrıdır. Danto tezini güçlendirmek için bize şu argümanı sunuyor; "çağdaş sanat, modernitenin aksine geçmişin sanatına karşı bir dava gütmüyor; geçmişi kendisinden kopularak özgürleşmesi gereken bir şey olarak görmüyor, hatta geçmişin sanatının genel anlamda modern sanattan farklı olduğu gibi bir anlayış taşımıyor. Geçmişin sanatının, bugünün sanatçısı ona nasıl bir fayda biçmek istiyorsa o şekilde kullanıma açık olması, çağdaş sanatı tanımlayan öğelerin gereği. Sanatçının kullanımına açık olmayansa, o sanatın üretildiği ruh. Çağdaş paradigması, Max Ernst tarafından tanımlanan haliyle kolaj paradigmasıyla aynı ama bir farkla. Ernst, kolafın 'iki uzak gerçekliğin, her ikisine de yabancı düzlemde buluşması' olduğunu söylemişti. Aradaki fark, apayrı sanatsal gerçekliklere yabancı bir düzlemin artık var olmayışı; üstelik, bu bu gerçekliklerde artık birbirinden o kadar uzak değil. Bunun nedeni, çağdaş ruhun temel algısının, tüm sanatların içinde kendine meşru bir yer bulduğu bir müze ilkesi üzerinden biçimlenmiş olmasıdır. Bu ilkeye göre, sanatın neye benzemesi gerektiği konusunda a priori bir ölçüt ya da müzenin barındığı yapıtların uygunluk göstermesi gereken bir anlatı yok." Danto, sanatçının 'öznel'liğinin ve 'özgün'lüğünü öldürdüğünü ima ederek, bize sanatın sonunun geldiğini haber veriyor.
Manifestolar çağına ilişkin esas nokta, bir şeyin felsefe sayılabilmesi için gerekli amaçları sanatsal üretimin merkezine yerleştirmiş olmasıdır. Sanatı sanat olarak kabule etmek, ona serbesti tanıyan felsefeyi kabul etmek anlamına geliyor. Burada felsefenin kendisi sanatın hakikatine ilişkin şartlı bir tanım barındırıyor ve sıklıkla da sanat tarihinin, bu felsefi hakikatin keşfi olarak taraflı bir okumasını içeriyor.
Bu bağlamda, Danto'nun meseleye dair kavrayışı, bu kuramlar ile bir çok ortaklık içeriyor. Bu kuramların içerimlediği eleştirel pratik, Danto'nunkinden ister istemez farklıdır. Bu fark, onları birbirinden ayrı bir biçimde ortaya çıkarmaktadır. Danto düşüncesini göre, sanatın sonu sanatın hakiki felsefi doğasına ilişkin bir farkındalığa erişilmesini içerir. Danto bu düşüncesini Hegelci sanat kuramıyla açıklayarak Hegel'den şu alıntıyı yapıyor; "Sanat, kendini en yüksek belirlenimi yönünden bizim için geçmiş bir şeydir. Sanat yapıtlarının artık bizde uyandırdığı salt dolayımsız haz değil aynı zamanda yargı yeteneğidir zira sanatın içeriğini ve sanat yapıtını sunum araçlarını ve her ikisini birbirine uygunluğunu yada uygunsuzluğunun entelektüel irdelememize tabi kılarız. Bu nedenle sanat felsefesi, günümüzde, bizatihi sanatı tam tatmin sağladığı çağlardan olduğundan çok daha fazla ihtiyaçtır. Sanat bizi entelektüel irdelemeye davet eder; bunu yaparkenki amacı ise yeniden sanat eseri yaratmak değil sanatın ne olduğunu felsefi açıdan bilmektir."
Danto, felsefe ve sanatın birbirini beslediğini, hatta felsefenin, sanata minnettar bir tavır içinde olduğunu söylüyor. Modernizmin, geleneksel kalıplara karşı olan eleştirel pratiğinin yeni sanat kanallarının açtığını da vurgulayan Danto modernizm, sanat ve felsefe arasındaki ilişki biçimini şu şekilde açıklıyor; "modernizm, sanata dair geleneksel estetik duruşlara gösterdiği hürmetsizliğe nihayet alışmış duyarlılıkları yatıştırmayı ve tarih sonrası gerçeklikten zevk almanın ne anlama geldiğine dair bir şeyler göstermeyi amaçlıyor. Olayları tarihsel çağda hangi istikamette ilerlediğini bilmekte belirli bir rahatlık vardır. Önceki dönemlerin sanatını yüceltmek, o sanat hakikatten ne kadar yüce olursa olsun, sanatın felsefi doğasına dair bir yanılsamaya niyet etmektir. Çağdaş sanatın dünyası, felsefi aydınlanma için ödediğimiz bedeldir ama bu da hiç kuşkusuz, felsefeye yapılan pek çok katkıdan biridir. Felsefe, bu katkıdan ötürü sanata borçludur."
Danto'ya göre sanatın felsefi bir tanımı her tür ve yaklaşımdan sanat ile uyum göstermelidir: " Hem Reinhardt’ın saf sanatı hem illüstratif, dekoratif, figüratif ve soyut, antik ve modern, Doğu ve Batı, ilkel ve ilkel olmayan sanat bunlar birbirinden ne kadar fark gösterebilse de uyumlu olmalıdır. Felsefi bir tanım herşeyi barındırmak zorundadır ve bu böylece hiçbir şeyi dışlayamaz. Bu da sonunda, sanatın bu noktadan itibaren takip edebileceği herhangi bir tarihsel istikamet olamayacağı anlamına gelir." Yandaki metinde de görüldüğü gibi sanatın bir bütün olarak ele alınması ve merkez-çevrenin uyum içinde olması gerektiğini savunuyor.
Danto'nun sanatın sonundan kast ettiği şudur; "Sanat tarihinde yüzyıllar içinde geliflmiş ve Manifestolar Çağı’nda kaçınılması mümkün olmayan belirli çatışmalardan kurtulmuş bir biçimde kendi sonuna eriflmiş belirli bir anlatının sonunu kastediyorum. Hiç kuşkusuz, çatışmadan kurtulmanın iki yolu var. Bir yol, kişinin manifestosuna uymayan her şeyi tam anlamıyla ortadan kaldırmasıdır. Bu, siyasetteki biçimini etnik temizlikte bulur. Hiç Tutsi kalmadığında Tutsiler ile Hutular arasında hiçbir çatışma olmayacaktır. Hiçbir Bosnalı kalmadığında Bosnalılar ile Sırplar arasında çatışmalar olmayacaktır. Diğer yol, temizliğe gereksinim duymadan hep birlikte yaflamak, ister Tutsi ol ister Hutu, ister Bosnalı ister Sırp, ne olduğun ne fark eder demektir." Danto, sanat eleştirisi ahlâki eleştiriyle paralel yol alır. Bunun içinde tarihsel süreci sanat kuramlarıyla yorumlamaktan kaçmıyor.
Sanat tarihinin uğrakları olan Rönesans'ın resimsel stratejilerinden maniyerizminkilere, oradan barok, rokoko, neoklasik, romantik ve hatta izlenimciliğin stratejilerine doğru gerçekleşen gelişmeyi fark eden Danto sözünü şu şekilde noktalıyor: "Aslına bakılırsa, kanımca, modernden postmoderne doğru gerçekleşen değişimde yine bu söz ettiklerimizden bambaşka türden bir değişimdi."
Çoğulcu bir sanat dünyasının çoğulcu bir sanat eleştirisinin gerektiğine inanan Danto, "dışlayıcı bir tarihsel anlatıya bağımlı olmayan ve her bir yapıtı kendi çerçevesinde, nedenleri, anlamları, göndermeleri ve bunların maddesel olarak nasıl somutlaştırıp ne şekilde anlaşılması gerektiği çerçevesinde ele alan bir eleştirinin." yapılmasını ön görüyor.
Bu kitapta ayrıca sanat tarihi, pop art, “halk” sanatı, gelecekte müzelerin rolü, estetik ve sanat felsefesi alanlarında ufuk açıca tartışmalar bulacaksınız.