Mahremiyetin Tükenişi

Mahremiyetin Tükenişi

Cihan Aktaş

Nehir Yayınları

Online satın al.

Geçtiğimiz yüzyıl, Avrupa’nın modernizmde ürettiği soruların cevaplarına ulaşmasıyla kapısını araladığı post modern dönemdi. Feodaliteden sıyrılıp modernizme doğru yol alınırken yaşam biçimleri nereye gittiğinden habersiz bir biçimde sürekli değişim içerisindeydi. Yaşam biçimlerini öngördükleri ideolojinin vaaz ettiği üzere kurgulamaya çalışan toplum mühendisleri, yarattıkları toplumsal bunalımın farkına vardıkları zaman bir belki de iki kuşak kendi kimlik bunalımları altında can çekişiyordu. Bu farkındalık sorunun çözümüyle alakalı değildi, yalnızca bir önceki uygulamanın hatalarının nelere mal olduğunu öğrenmeye yarıyordu. Sonrasında yeni uygulamalar, yeni hatalar, heba olan insanlık… 

Osmanlı’da bu sürecin işlemesi tam olarak olmasa da en baskın haliyle Tanzimat’la başladı. Evler, yaşam biçimleri, giysiler, eğitim felsefeleri değişiyor ve yeni gelenlerin toplumda ne gibi bunalımlara sebep olacağını gören aydınlar çaresizce geleneğe sarılıyorlardı. Bu aydınlarla birlikte halk da geleneklerden o kadar kolay vazgeçilemeyeceğini gösterdi. Tanzimat döneminde iktidar, herkesi batılı tarzda giydirdiği takdirde batılı bir ülke olma başarısını elde edeceğini düşünen, batı kurumlarının işlevselliğinden ziyade dış görüntüsünü canlandırmak isteyen bir anlayışa dönüşüyordu. Cumhuriyet’e yönetici seçkinler tabakası yetiştirmesi amaçlanan yatılı okullarda halkın öncüsü olmaktan ziyade halkın denetçisi ve müfettişi olmaya şartlanan kimseler yetişmekteydi. Bu taklidin ikinci aşamasında başarısızlığa uğrayan seçkin, içine düştüğü derin ve kemirici şüphede “fetişizme” yönelecek ve Batı’nın eşyalarını bir afyon olarak kullanacaktır. Tarihi sorgularken derin ve yorucu, üstelik öz eleştiri gerektiren çabalardan kaçınan kişi, çözümü bir suçlu aramakta bulacaktır. Bu suçlu da tahmin edileceği üzere bu değişimin sonucunda nasıl bir topluma doğru gideceğini bilmediğinden geleneğini ve dinini sahiplenen Anadolu insanı olacaktır. Türkiye’nin batılılaşması adına Anadolu kadını çarşafından, erkeği sarığından, cübbesinden kurtarılmalı ve onlar için yeni bir yaşam biçimi kurgulanmalıdır.

Köylerden metropollere göç edilmesiyle birlikte aile ve evin de yeniden tanımlanması gerekli oluyor. Kadının yaşam alanı olan ve aileyi agoradan koruyan, kadının üretim sahası olan  ev kentlileşmeyle birlikte anlam daralması yaşamış ve ailenin çözülmesine zemin hazırlamıştır. O zaman kadınlar iyi ev kadını olacakken sinir hastalıklarına yakalanıyorlar, iyi anne olmak yerine saplantılı veya ilgisiz anneler haline geliyorlar. Bu sırada evler mana ve değer üretici mekanlar değil, cinnet üreten mekanlara, zindanlara, vakit geçirme ve süsleme zeminlerine dönüşüyor. 

Başladığımız yere dönersek Ortadoğu Halkları, 20. yüzyılda geçirdiği değişimi anlamaya, kavramlandırmaya ve içinde bulunduğu bunalımdan çıkmaya çalışıyor. Bunu yaparken hem Batı’yla hem de geçtiğimiz yüzyılda batılı kurumların üstünkörü canlandırılması neticesinde bozulmaya uğrayan gelenekle mücadele ediyor. İslam’ı yeniden anlamaya ve bunalımından bu anlama ulaşarak kurtulmaya çalışıyor. 

Cihan Aktaş, Mahremiyetin Tükenişi’ni bu anlam bunalımı içerisinde kıvranan insana hitaben yazmış. Evi, eğitimi, okulu, yasakları, sinemayı, televizyonu, fotoğrafı, kişinin ve ailenin mahremiyetini ve bunların toplamının kadın, erkek ve aile üzerindeki etkisini tartışmış ve  İran, Türkiye ve Sovyetler Birliği üzerinden örneklerle okurun zihninde somut resimler oluşmasını sağlamış. Aktaş, yaptığı alıntılarla Peter Berger, Nilüfer Göle, Sari Nare, Bryan Appleyard, Perviz Manzur gibi isimlere de dikkat çekiyor. 

Kitap 1995 yılında Nehir Yayınları’ndan tek baskı olarak yayımlanmış. Mahremiyetin Tükenişi, tek başına zihnimizdeki anlam karmaşasını çözmeyecek olmakla birlikte cevaplara ulaşmada basamak olarak kullanılması gerekli bir eser. 

Sosyal Paylaşım Bağlantıları

YORUM EKLE

İsim

E-posta

www