Adı ‘Kalpzaman Yeşilçam’ olunca ne kadar da ‘şiirsel’ duruyor. Kaç şair bu kadar uzun bir şiir yazabilir bilmiyorum ama Yeşilçam’ın böyle masalsı bir şiire dönüşmesini de bir şair başarabilirdi ancak. Heyamola Yayınları’ndan çıkan incelikli bir kitap sözüme konu olan… ‘Kalpzaman Yeşilçam’… 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi çerçevesinde yayımlanan, “40 Semt 40 Yazar” başlığından biri.
“Ayna” şiiriyle tanımıştım Hüseyin Alemdar’ı. “Aşka çalışma yaşı kırktır doğuda/ aynada çalkalanmış bir kalple/ aşkın amentüsünü görmüştüm yüzümde” dizeleriyle büyülenmiştim. Yeşilçam’a dair nasıl bir masal anlatmıştır diye de merak ettim kitabı ilk gördüğümde. Bir kere, ‘Kalpzaman Yeşilçam’ ismi, ta en başından tutuyordu insanın elini; ruhunu sarmalıyor ve yüreğine dokunuyordu. Hele ki sinemaya düşkünseniz ve de ‘beyaz perde’nin büyüsüne kapılanlardansanız benim gibi… Girdap gibi sizi kendisine doğru çekiyordu. Üstelik davetkâr bir edayla...
Çok şeyi düşündürüyor, soruyor, sorduruyor. Bir filme hapsedilseydiniz hangi filmin hangi karesine hapsedilmek isterdiniz mesela? Yaşantınızın hangi şiire dönüşmesini dilerdiniz ya da? Satır satır, yoksa dize dize mi demeliyim… İşte bu soruların cevaplarını arıyorsunuz. O esrik havayı teneffüs edip peliküllerde, klaket kesiklerinde ve bir kış ikindisinde… Kısacası ‘Kalpzaman Yeşilçam’da…
Adı gibi! Belki ufak ufak sızlatacak bir yanınızı, belki eski bir film karesine dalıp gideceksiniz Alemdar büyücüsünün elinde, belki de ‘Sevmek Zamanı’nda dondurmak isteyeceksiniz tüm yaşam karelerini. Ya ‘İçindekiler’e ne demeli! O sine-masal alt başlıklara: Fragman/ Kopmuş Aşklar Cümlesi’ne, Ajlan Aktuğ Baladı’na, Yadigâr Ejder İçin Üç Minimal Requem’e, âh ile vefâ’/ Yeşilçam ki Saf Aksan Bir Vefâ Semti’ne, sineUkde’ye…
‘Babadan sinemacı, kendinden şair’ Hüseyin Alemdar uzun, upuzun bir Yeşilçam masalı sunuyor bize. Hem de ‘bu kalpzaman Yeşilçam ve yakamdaki klaket kesiği şiir birkaç gençlik daha beni bırakmayacak gibi!’ diyerek. “Sözün özü, bir yanım şiirse öbür yanım sinemadır derim; neresinden bakarsan bak, bıçakla kesilmiş gibi derin.” diyen de yine o. Sanırım asıl şu paragrafta atıyor Şair’in kalbi: “Dublörsüz adam kendine yangındır bir bakıma. Bun bun kendimde söndürdüğüm yangınlara şiir dediğim çok oldu da, âh ki âh kalpzaman yaptı beni sinemalar! Filmler ve kadınlarım ki ters fragman birer aşk ve ıstırap cümlesi bende. Aşkı bilmem de kadın ıstıraptır dersem en azından yalan söylememiş olurum kendime. (Sessizlik!)—Dediniz duydum! Sinema, pelikül harf, cümle cümle yassı ağzından öpmek demektir aşkı. Ağzını mor öptüm, bağışla!”
Gerek kurgusu, gerek söz dizimi, gerekse replikleriyle kendini çoğaltan bir kitapla karşılaşmak. Her okuyuşta farklı bir tat bulmak. Durmak ve düşünmek. Sonra yeniden yeniden okumak. “Durmadan bir şiiri kendime anlatırcasına sinemalardan yapılma bir dil gamzesini biriktiriyorum avuçlarımda/ Kalpzaman Yeşilçam bir susmakmış sanki aşkın tek serveti” dizelerini yazan Şair’e imrenmek. “âh, hayatımın kâğıttan beyazperdesinde/ durgun ve ince dudaklarında hep aynı replik” demek. Sonra yine ona kulak vermek. “Dilim lâl ve kalbim kimsesiz benim! Sahi, sinemalar olmasa kendinin uzağı bir ömrü orta yerinden ve böyle dört parça şiirmetraj kim vurabilirdi ki?” Ve uzun uzun susmak. “Replikler, replikler, replikler ve ağzımda film dili bir Yeşilçam Türkçesi”yle yazılmış bir kitap ‘Kalpzaman Yeşilçam’. Hani uzun bir şiire benzetmiştim ya… Oysa bazen tek kelimelik bir dize bile yetmişti Şair’in diline. Belki de onun dediği gibi ‘kısa cümleler uzun ölmeler içindir’.
Sonuçta Hep Aynı Replikler
Şiir ve sinemanın dili birbirine çoğu zaman değerken ‘şiirsel sinema’ ve de ‘sinemasal şiir’ gibi tanımlar da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Durum böyle olunca bir ‘sinemacı-şair’in ‘Yeşilçam’a dair söylediklerinin şiire benzemesi de kaçınılmaz sonuç. Çünkü Alemdar’a göre sinema da, replikleri peliküle ses olarak kaydedilen bir şiir... Bu yüzden belki de, insanı sarsıyor şu vurucu dizeleri: “En küçük bir kımıldanışta ellerimin gölgesiydi düşen senden/ Yanıt alamamış gözlerimin Otobüs Yolcuları sesiydi üşüyen cümle cümle aramızda/ Uzun uzun kendimi tutup ağlamalarım ki sinemanın ve aşkın üşüme şiiriydi sanki”
Türk sinemasına ve Yeşilçam sokaklarına dair çok iz barındırıyor ‘Kalpzaman Yeşilçam’… En çok da isimler ve isimlerin, Şair yüreğindeki izdüşümleri… Hiçbirini unutmama kaygısı ve telaşı… Türkan Şoray’dan, Erol Taş’a, Adile Naşit’ten Yaman Okay’a… İsimler geçidi. Her biri için küçük notlar düşülmüş. Elbette ki aşkla yazılmış ve de ince bir hüzünle. “Sinema sâdık insanların cenneti, Yeşilçam sâdık insanların mekânı olmalıydı. Senin adın adın bu sokaklardan birinin adı olmalıydı SAdıK!” Şiirsel mi şiirsel, sinemasal mı sine-masal bir tat bırakıyor okuyanın dimağında. Ama bir cümlesi var ki… “Yılmaz Zafer: Yarım bırakırız ya bazen aşkı ve sinemaları, âh sende bazeni bile fazla!” İnsanı ta derinden yaralıyor.
Bazen alt satırlara harfler dökülüyor kelimelerden, bazen parantez içindeki tek harfle yeni(k) bir anlam buluyor o kelime, bazen de -aynı anda- herkesin ve hiç kimsenin oluyor büyülü birkaç dize… “Seni kendime ayırdımdı sahi/ Aşk bir zambağın kendine kapanmasıdır demiş de kalbim ve klaketim yeni(k) özcümle ezcümle kendimden yapılma bir filmle sana başlamıştım yine.” Daha söylenecek çok şey var, ama en iyisi burada bitirmek. Yoksa okuyana bir şey kalmayacak! En sevdiğim dizeleri de sona saklamıştım oysa: “çocukluğum gülhatmi suskunu elhamra sineması/ usulca öpüyorum bembeyaz nilüferlerimi/ yüzün ki ne kadar da şiir/ yüzün ki ne kadar da şiir/ -kalbim n’yapsın!”
Yazı güzeldi. Tebrikler. Sinema yeşilçamda mazi ve nostalji artık yeni trendler bambaşka dünyalar var şimdi. Sinemada da şiirde de ya da şu an yorum yazdığımız internet alemi gibi.
02.08.2010 09:37
İnsan pek de ilgilisi olmadığı bir kitabı merak eder miymiş? Edermiş... Okur yeni konulara hevesle yelken açar mıymış? Açarmış... Peki okunan kısa bir tanıtım yazısından ç/alınan mısralar düşer miymiş gün boyu sohbetlere? Düşermiş... Emeğinize, yüreğinize, sözcüklerinize sağlık.
02.08.2010 09:58
"Nostalji"... Bildiğim kadarıyla Yunanca anlamı, "Eski bir yaranın sızısı" imiş. Belki de ondandır "Kalpzaman Yeşilçam"daki klaket kesiklerinin canımı/zı acıtması. Elbette başka alemler var, bu geçmişe bir selam göndermeye engel midir Sevgili 'İsimsiz'? Teşekkürlerimle... Ve 'Antahsum'... Bir kraliçenin ismiyle yorum yapan kraliçe edalı yorumcu... Yorumunuz için ayrıca teşekkürler!
02.08.2010 15:16
nefis bir solukta okudum başarılarının devamın dilerim ileride İnşallah kitap imzalatacağız
03.08.2010 14:20
"Kalpzaman yeşilçam" Kitabın ismi ilginç gelmişti, merak uyandırdı... Merak önemli bir güdüleyici... "Okunmalı" bu kitap dedim... "Kitaptan önce tanıtım yazısını okuyayım" dedim... Etkilendim... Kitabın ismine uyan bir üslupla yazılmış. Merakım daha bir arttı. Elinize sağlık, Merve Hanım. Bu sayfalarda kendi kitabınızı da tanıtacağınız günler yakındır, umarım :)
05.08.2010 16:20
Kitap mı bu kadar efsunlu yoksa tanıtımı mı doğrusu karar veremedim... Aslında çok ilginçtir ama iyi bir kalemden çıktıktan sonra(!) aslında tanıtımları okumak bana kitabı okumakatan herzaman daha cazip gelmiştir. Yani birşeyi ilgi çekici yönleriyle tanımak bazan tamamını tanımaktan daha hoş olabiliyor. Tıpkı insanlarda olduğu gibi... karşınızdakini bütün her yönüyle tanıdığınız zaman hem o kimsenin efsunu kaçıyor hem de sevemeyeceğiniz yönleri de seriliyor gözünüzün önüne... tanımamız gereken şeyleri güzellikleriyle tanıyabilmek dileğiyle... Teşekkürler Merve Hanım her zaman ki gibi beni bir nefes te bana döndürdünüz.:)
09.08.2010 15:39
Aynı 'Dejavu' gibi sıcak, duyarlı, içten, anlaşılır, akıcı ve kesinlikle sözü edilen kitap hususunda merak uyandırıcı bir yazı... 'Bir filme hapsedilseydiniz hangi filmin hangi karesine hapsedilmek isterdiniz mesela?' demişsiniz ya... Seven Ne Yapmaz Kartal Tibet, Hülya Koçyiğit'in kollarını tutuyor ve ona 'sensiz geçen yıllarımın hesabını soracağım o alçak adama' diyor. Benim de sevdiğim biri bensizliğe karşı böyle büyük bir hiddet duysun.. isterdim...
14.08.2010 19:21
İnanılmaz bir sihirle yazmışsınız. Kitap da öyle.. El birliğiyle.. yazar ve üzerine yazı yazan. Ne güzel işbirliği (şiir noktasında buluşmuşlar)
16.08.2010 13:44