Doğu ve Batı'nın Naif Köprüsü: Aşk ve Akıl

Aşk ve Akıl

Senail Özkan

Ötüken Yayınları

Online satın al.

'Musiki ve metafiziğin varlığı sırrıdır ve bütün keşiflere rağmen sır olmaya devam edecektir.'

'Almanya 17. yüzyılda bir yandan dünyanın en iyi müzisyenlerini çıkarırken diğer yandan en iyi metafizikçilere mekan olmuştur. Bir tarafta Bach, Gluck, Haydın, Mozart ve Beethoven gibi müzik dehaları varken öte yandan Leibniz ve Kant metafiziğin esrarını çözmeye ve aklın önünü açmaya çalışıyordu.'

Mozart 1781'de alemi bir kûl olarak görür ve ilk operası Ideomeneo'yu besteler. Aynı yıl Kant Saf Aklın Kritiği'ni, başyapıt olacak eserini yayımlar. Mozart tıpkı Hafız gibi ağır ve dingin bir ruh taşır. Sesler ve tınılar bir hayali yorumlama gücüne sahiptir onda. Operaları, konçertoları, sonat ve senfonilerinde gözümüze kapatıp bu müziği dinlediğimizde kulaklarımızda alemi temaşa deriz adeta.

Mozart'taki naifliği kulakları duymayan Beethoven'da bulmayız mesela. Mozart'ta Nietzsche'nin Grek trajedisinin doğuşunda iki unsur olarak gördüğü tasavvur etme ve iradeyi buluruz.

'Tasavvur eden insan, tasavvur ettiği dünyayı idealize eder ve idealize ettiği tasavvurları sanat eserine aksettirdiğinde' de bir düş sanatı ile karşılaşırız. Ve bir anda kozmik irade belirir önümüzde.

Musiki, dünyanın görüntüsünün, iradenin yansımalarının değil, bizzat kendisinin (ruhunun) manifestosudur. Öteki sanatlar yalnızca görüntülerden söz ederken, musiki nesnelerin kendisini anlatmaktadır. Schopenhaur müziğin bir melodi olduğunu dile getirirken işte bu ruhtan bahseder.

GOETHE İLE MOZART

Geothe ile Mozart'ın karşılaşması, bu iki dahi adamın yüzyüze gelmesi olağan bir durum değildir.

J.Eckermann'la sohbetlerinin birinde Goethe, Mozart'ı gördüğünde kendisini 14, Mozart'ın 7 yaşında olduğunu söyler. 'Musikiyi bütün bir ruhuyla kavramış bir küçük adamdı' der. Daha sonra sarsılmaz bağlarla Mozart'a hayatının sonuna kadar menfi bir tek söz söylemez. Ona olan hayranlığını 'O, Tanrı'nın yarattığı bir mucizedir. Biz ona hayran oluyoruz ama onu açıklayamıyoruz.' sözleriyle dile getirir. Her operası için Mozart hakkında 'İlahi bir cüret!' diyecektir.

Beethoven için ise çekimser kalacaktır Geothe. Onun da bir dahi olduğunu kabul eder ama içi ona hiç ısınmaz. Bundan dolayı Beethoven'ın Faust'u bestelemesine engel olur. Faust'un şairi gönlünü Mozart'a kaptırmışken onu bir dahi olsa bile başkasının melodilerine emanet etmez, edemez. Geothe, 1812'de bestekar Zelter'e yazdığı mektupta Beethoven hakkındaki düşüncelerini ortaya koyar : ' Tepliz'de Beethoven'i tanıdım. Kaabiliyetine hayran oldum, maalesef zapedilemeyen bir şahsiyet. Hatta haksızlığı; dünyayı şayanı nefret görmesinde değil, onu hem kendine hem de başkalarına zehir etmesindedir.' der. Beethoven'i reddetmesinin altında Mozart'a duyduğu bağlılığı görmemek mümkün değildir.

Faust'u besteleyecek müzisyen hakkında kesin olarak Mozart'ı adres gösteren Geothe, Eckermann ile olan konuşmalarında konu ile ilgili olarak kaygılarını da dile getirir. Eckermann'ın ' Ben yine de Faust için bir müzik yapacağını ümidini yitirmedim' sözüne karşılık, Geothe şunları söyler: 'Bu imkansız. Müzikte nahoş bayağı ürpertici unsurların bulunması çağımıza aykırıdır. Müzik Don Juan'ın tarzında yapılmalıdır. Faust'un müziğini Mozart bestelemeliydi.' diyerek umutsuzluğunu dile getirir.

Buna karşılık Mozart da Geothe'yi tanıyordu. Hatta onun Veilchen (menekşe) adlı şiirini bestelemişti. Fakat edebiyata ve Geothe'ye özel bir alakası vardı. Müzik dışında edebiyatla ve sanatla ilgilenmiyordu. Ve hatta Paris'te bulunduğu sırada ölen Voltaire'den dolayı şehrin tuttuğu yası anlamıyordu. Geothe'nin Weimar'da bakan iken dinleyip tam sekseniki defa sahnelenmesini temin ettiği Zauberflöte, Mozart'ın eserinden başkası değildi.

Geothe'ye Renkler Teorisi (Farbenlehre)’nin yanında Sesler Teorisi (Tonlehre)’ni yazdıran da Mozart hayranlığıdır. Geothe bu eserinde dinlemenin fizyolojisi ve psikolojisini incelemektedir. Müziği bir arınma vasıtası olarak gören Geothe, bu eserler ile seslerin ruh ve duygular üzerindeki etkilerini incelemek istemiştir.

GEOTHE VE MEVLANA: MUSICA MUNDANA

Geothe'nin Mevlana ile yollarının kesişmesinde de müzik üzerinden bir harita görmekteyiz. Geothe, Faust'un başındaki 'Gökte Prolog' bölümünde nasıl bir müzik teorisi temellendirmek istediğinin ipuçlarını verir. O, gezegenlerin harmonisini yansıtan göksel bir müzikten bahsederek buna 'musica mundana' (kürevi müzik) der. Geothe, mevlevi semahlarında da benzer bir müzik tınısı görür. Bu nokta Geothe'yi Mevlana ile buluşturur.

HEGEL VE MEVLANA

Hegel akılcı bir din aramakla kalmamış, bu dinin kendisinin gönül, duygu ve hayal dünyasına da uygun olmasını arzu etmiştir.

Hegel, dinin iki alanından söz eder. Birincisi Tanrı hakkında bilgi ve tasavvurların devşirildiği ve bunların sembollerle geliştirilip anlatılmaya çalışıldığı bölge, ikincisi, Tanrıdan ayrılığımızın idrak edildiği ve bu ayrılıktan doğan metafizik ıstırabın ruhumuzda başladığı bölgedir. Bu yönü ile Hegel, Mevlana ve İkbal'e yakın bir metafiziği kabul eder ve açıklamaya çalışır. Hegel, Mevlana'yı Friedrich Rückert'in tercümeleri ile tanımış bir felsefecidir.

 

Hegel Doğu metafiziğinin burçlarında dolaşırken Mevlana'nın öğretileriyle örtüşen düşünceler içindedir. Hegel'e göre her şey samimiyetle alakalıdır. Eğer samimiyet varsa, samimi bir kalp ile Mutlak Varlık aranıyor ya da bilinmek isteniyorsa nasıl olursa olsun Mutlak Varlık kişiyi hedefine ulaştırır. Yeterki kişi fikrini dondurmamış ve yargılarıyla donmamış olsun.

Bu ve benzeri görüşleri ile Hegel hristiyanlığa da ters düşer. Kilise’nin kara listeye aldığı Das Leben Jesu (İsa'nın Hayatı)’nı kaleme aldığında da Kilise’nin şiddetle karşı çıktığı bir isim olur. Hegel'e göre İsa'nın Tanrı'nın oğlu olması kilisenin büyük bir yalanıdır. Ama İsa, Yusuf ve Maria 'nın oğludur Hegel'e göre. O, İsa'nın yeniden dirileceğine de inanmaz. Kilisenin dışlaması Hegel'i hiç ırgalamaz. Felsefenin tekinsiz sularında ilerlemeye devam eder.

Hegel'in felsefe alanındaki 'hal'ini en iyi İkbal anlatır. 'Mevlana ve Hegel' başlıklı şiirinde Hegel'in elinde mumla güneşi arayan bir divane olduğunu söyler. Hegel'in Mevlana için Felsefi İlimler Ansikolpedisi'nde 'muhteşem/mükemmel Celaleddin-i Rumi' dediğini biliyoruz. Yine Asthetik'in ikinci cildinde Şarkî Destan bölümünde Mevlana için: 'Hikayelerinde ve efsanevi masallarında panteistik mistisizmi öğreten ve tavsiye eden Celaleddin Rumi' der. Bu dönemde Mevlana'nın hiç bir eserinin Almanca'ya tam tercüme edilmemiş olması Hegel'i pantizm yanlıgısına götürür.

Senail Özkan'ın bu çok içerikli kitabının büyük bir bölümüne yukarıda değinmeye ve küçük paragraflarla okuyucunun dikkatine sunmaya çalıştık. Bunula birlikte, Hegel-Mevlana ilişkisine ve karşılaştırmasına, yazarın, Hegel'in Mevlana hakkındaki görüşleri için daha detaylı etüdlerin yapılmasını tavsiye etmesi bu konudaki muazzam kaynak birikimini de ortaya koyar.

Elimizdeki kitabın tam etüdü 30-40 teksir sayfası ederi kadardır. Dolayısıyla kitaba okuyucunun dikkatini çekmek açısından bazı başlıkları vermekle yetinelim. Hegel-Mevlana, Hafız-Geothe ve meşhur Doğu-Batı Divanı, Muhammed İkbal ve İkbal'in Alman felsefecilere karşı direniş mahiyetindeki cevapları. Ama en çok da bu felsefecileri İkbal'in gözünden çözme, çözümleme. Son bölümde ise Annamarıa Schımmel ile ilgili içine İkbal'in de dahil edildiği çok kıymetli bir bölüm daha mevcut.

Aşk ve Akıl'ın Doğu-Batı arasında uzanan köprüde derin bir metaforu da içermesi bir başka çalışma konusu olmaya değerdir.

Sosyal Paylaşım Bağlantıları

YORUM EKLE

İsim

E-posta

www