Acayib iki cazibe: Calvino ve Ucubeler

Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü

Italo Calvino

YKY

Online satın al.

“Neyle neyin arasında sınır? Bu, yanında ve ötesinde kalan her şey ona sanki sise gömülmüş gibi geliyordu.” [Gözlemci, Italo Calvino]

İki üç sene önce Sinema ve Felsefe isimli, revaçta olan tabirle afili, bir seçmeli ders almıştım. Bu derste seyrettiğimiz filmlerden ilki, Ucubeler’di: The Elephant Man gibi öteki üzerine eğilen birçok kült filmin fikir babası, esin kaynağı olan Tod Browning’in sansasyonel yapıtı. Yönetmenin, hakikî hilkat garibelerini beyaz perdeye aktarma cesaretinin 1930’ların ahval ve şeraitini dikkate aldığımızda, sansürle sonuçlandırılması hiç şaşırtıcı değil.

Filmde, ucubeler sirkinin bulunduğu toprakların sahibi Mösyö Dubois’ya şikâyette bulunan arazi bekçisi John’un ifadesiyle; böyle ucubeleri, bir sürü korkunç, yerlerde sürünüp garip sesler çıkaran çarpık şeyi, engellemek ya da onları hapsetmek için Fransa'da bir kanun olmalıydı. Gelin görün ki sirk tellalı şöyle çağırabiliyordu:

“Ey ahali! Bizde yalan yok. Elimizde canlı, nefes alıp veren hilkat garibeleri olduğunu söylemiştik. Onlara güldünüz, onları görünce ürperdiniz, onlardan tiksindiniz ama doğumda başınıza bir kaza gelmiş olsa siz de onlar gibi olabilirdiniz. Onlara dünyaya gelmek isteyip istemedikleri sorulmadı fakat yine de geldiler. Kuralları aralarında bir kanun gibidir: İçlerinden biri incindi mi, hepsi incindi demektir. Şimdi dostlar, bu tarafa gelirseniz tüm zamanların en şaşırtıcı en hayret verici canlı ucubelerinden birini göreceksiniz.”

Zaman değiştirin, mekânı İtalya, Torino, Cottelengo Düşkünler Yurdu’na taşıyın. Komünist Partisi üyesi bir sandık gözlemcisini ellili yılların seçimlerinde vazife başına getirip onun düşüncelerini devirin, sonra evirip çevirin karşınıza Calvino’nun, Amerigo Ormea isimli alegorik roman şahsında insanlık sorunları ve insan yapısını incelediği, kırk yaşında kaleme alıp, 1963’te basılan romanı Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü çıkar. Kitabın ilk çevirisi Sandık Müşahidi, Can yayınları versiyonu ise Gözlemci başlığıyla neşredilmiş. İtalyanca orijinal adı,  La giornata di uno scrutatore. Yani sandık gözlemcisinin gününün uzun olduğuna delalet eden bir sıfat mevcut değil. Zaten roman da tek lokma, bir yudum; hayli kısa, yetmiş beş sayfa.

Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü, Calvino dilinin esnekliği ve akrobatik figürasyonları yanısıra çarpıcı bir gerçekliği gözler önüne serdiği için hakikatli bir eser. İnsanlığa dair acayip bir mevzuya, ucubelere temas ettiği için.

Eleştirisinde bütün okları, şuursuz hastalara oy kullandırma gözü pekliliğini gösterten Hıristiyan Demokrat partili gözlemcilere fırlatmış olsa da bu kritikten ziyade, bizi ilgilendiren, Calvino’nun balık suratlı, kırlangıç çığlıklı, insanlığın had ve hududuna sığıp sığmadığı sorgulanan, sınır kavramını bir defa daha şok etkisi yapıp zihnimize çakan, çaktıran acaibü’l-mahluklara yönelik keskin kalemi ile düşkünler yurdunun yatalak hastalar bölümünde yaptığı tasvir.

“Ninesini ziyarete giden kırmızı başlıklı kıza benziyoruz.” diye düşünür Amerigo. “Belki perdeleri açtığımızda, nineyi değil de kurdu bulacağız.” Ve ekler : “Her hasta nine bir kurttur” Gerçekten de koridordan iki dizi beyaz yatağın bulunduğu uzun koğuşa vardığında, kurt nineyle olmasa da “sakatlar, düşkünler, eciş bücüş kişiler, daha da beteri kimsenin görme hakkına sahip olmadığı gizli yaratıklar”la yüzyüze gelir:

“Belki de bu (acılı göz kamaşması), koğuşun bir ucundan aralıksız yükselen uzun ve tiz, hayvansı “hii... hii... hii...” çığlığının ve zaman zaman buna karşılık veren gülme ya da havlama benzeri “gaa! gaa! gaa!” sesinin işitilmesine gösterilen, görmeyle ilgili bir ilk tepkiydi.

Çığlık, minik bir kırmızı surattan, sadece iki göz ve bir gülümsemeyle açılmış bir ağızdan, yatağında oturmuş ya da daha doğrusu saksısından yükselen bir bitki gibi belden yukarısı çarşafların girintisinden fışkıran beyaz gömlekli bir yumurcağın ağzından geliyordu. Bir çeşit balık kafasıyla tamamlanan bir çeşit sap (kollarından hiç iz yok); çocuk-bitki-balık (nereye kadar bir insanın insan olduğu söylenebilir, diye soruyordu, Amerigo kendi kendine), belden yukarısında her “hii... hii...”de bükülerek arkadan öne sallanıyordu. Ona cevap veren “gaa! gaa!” yatağında daha az seçilen bir biçimde, kolları (ya da yüzgeçleri) olması gereken, doyumsuz, kıpkırmızı, baştan aşağı ağızdan oluşmuş bir surat uzatan biçimden geliyordu.” (Alıntı, Can yayınlarının neşrettiği Aydın Emeç tercümesinden)

Burada, Amerigo, bir kez daha sorar: Ne türden olursa olsun, bir yaratık hangi noktaya kadar bir yaratıktır”  Bu vesile ile filozofların baş edemedikleri birey sorun tekrar dile gelir: Bir tür nerede sonlanır? Sonlanır mı? Yoksa tür dediğimiz şeyin kendisi yok mudur? Cevap bekleyen ve sorma yürekliliğini gerektiren aynı zamanda iç sıkıntısını beraberinde getiren soru: Ucubeler insan mıdır? Sorulacak ikinci soru: O vakit insan nedir? Cesareti olan cevaplasın soruları, bir de meydan okusun!

Amerigo’nun, seçimler bittikten sonra ödevini ifa etmenin gururuyla karışık bir rahatlama içerisinde, en az dört sene geçmeden bir daha bu konuyu düşünmeyeceklerini ifade eden vazife arkadaşına söylediği tek cümle ile bitiriyorum aslında bir anlamda başa sarıyorum: Asıl şimdi düşünmeye başlayacağız.

Manşet resimi: Paul Klee'nin Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü için çizmiş olduğu desenden bir parça...

Sosyal Paylaşım Bağlantıları

Ayşenur Torun

Keyifle okunan bir yazı olmuş. Gelecek yazılarını heyecanla bekliyorum. Sevgiler :)

18.07.2010 02:10


zurna

Konuya direkten daldım cesaretsizliğini göstermek eğilimindeyim... "90" tam çatal olmalı tam da çatal yani ki o güzel dil oyunu. Ben "89" diyeceğim eğer ortada bir konu varsa, yoksa bayağı kullanımıyla "sakat" dene geçile... "Ne türden olursa olsun, bir yaratık hangi noktaya kadar bir yaratıktır," burda bir dil saçmalaması var ki, bizim bugüne kadar "yazar -daktiloyla yazar kalemle yazar, teksir kagıda yazar..." dediğimiz taifenin omirilik kemiği probleminden kaynaklanır... Neyin tercemesi ama totolojik bir saçmalama işte. Sadece "ucube" ve "yaratık" diye iki kelimen varsa.. işte boyle bir tür saçma sapan bir soru çıkar karşına.. İşin içine felsefeyi de karıştırsın. "Gözlük kullananlar kadar gözlük kullananlardır?" "Arşın ne kadar arşındır?" "Bırey sorun"`u geçiyorum, çünkü anlamadım. Soru: "Bir tür nerede sonlanır?" Elcevap: "Öteki türün başladığı yerde." Araya cins sıkıştırmayalım. Soru: "Sonlanır mı? -

02.08.2010 23:04

YORUM EKLE

İsim

E-posta

www